30 Nisan 2013 Salı

hamilelik günlüğü- sonlara doğru

38. haftayı da bitirmek üzereyiz, artık her an beklemedeyim. Hem bir an önce gelsin diye sabırsızlanıyorum hem de vaktinde olsun, 40. haftaya girelim diyorum. Her anım çelişki.
İştahım feci açıldı, neredeyse 1,5 saatte bir öğün yapıyorum.
Ayaklarım şişmedi benim diye hava atıyordum ya, sebebi ayaklarımı göremememmiş meğersem, geçen gün baktığımda balondan halliceneydiler. Yüzüklerim zaten aylardır olmuyor.
Bebek şekerlerim baykuş olacakken yanlışlıkla penguen oldular. Olsun.
Yine bebek şekerimizi yapan kıza Nehir'in annesi yazan bir taç yapabilir misiniz diye sormuştum, tacımı da hazırlamış.
Onun dışında işin psikolojik olarak hazır olma kısmı var ki evlere şenlik. Her anım çelişki demiştim ya, aynen öyle. Bir neşeli bir kaygılı...
Bakalım bir dahaki yazı belki kızımla yazılır.

13 Nisan 2013 Cumartesi

kısa kısa

Sürekli genişliyorum blog, bazı bazı bir sancı saplanıyor, olduğum yerde kalıveriyorum Braxton hicks sancısıymış adı, yani yalancı sancı. Aman kızım çok acele etme diyorum miniğe...
Baharın en güzel yanı çilekmiş, anladım. En sonunda mis gibi kokanını da bulduk. Sırada kayısı ve kiraz var, ama daha var sanırım.
Fang Ailesi'ni okuyorum, bayıldım. Şidetle öneririm. sanırım yeni mottom "Domingo hangi kitabı çıkarırsa çıkarsın okuyacağım" olacak.

Tarçın hanım tıraş oldu, üşüyor mu utanıyor mu yoksa rahatsız mı oluyor bilinmez hiç dibimden ayrılmıyor. Kucak kucağa Behzat Ç. de izledik ya, artık tamamız.
Bir de eksikler yavaş yavaş tamamlanıyor. Çok şükür...
Kızımız sağlıkla gelsin tek dileğimiz o.

6 Nisan 2013 Cumartesi

heyecan

Hayatımda ilk kez çamaşırlar kurusun da ütüleyeyim diye yarım saatte bir çamaşırları kontrol ettim :)
Minicik eller, ayaklar...
Çok heyecanlıyım blog :)

5 Nisan 2013 Cuma

diyet vs.

Sıkıcı hamilelik deneyimlerime devam, anlatacağım şey de sıkıcı ama birileri için yararlı olabilir.


Hamilelikte diyet mi olurmuş demeyin, bence de olmamalı ama hamileliğin 24-28. haftaları arasında mutlaka şeker yüklemesi yapılıyor. Eğer ilk yükleme normal çıkarsa mutlu mesut beslenmeye devam edebilirsiniz ancak şeker yüksek çıkarsa hemen ikinci yükleme yapılıyor. Nitekim benim şekerim de yüksek çıktığı için ikinci yüklemeyi yaptırmak zorunda kaldım. İlk yüklemede 50 gr glikoz verilirken 2. yüklemede 100 gr. glikoz veriyorlar. Önce açlık şekeri için sonrasında ise her saat başı tokluk şekeri için kan veriliyor. Toplamda 3 saat süren bir işlem bu. Su içmek yok, yemek yemek yok. Ben neredeyse 3. saatin sonunda fenalık geçiriyordum, şekerli su midemi fazlasıyla rahatsız etmişti çünkü.
Öğleden sonra sonuçları aldığımızda nur topu gibi bir gestasyonel diyabetim vardı artık. Hemen endokrinoloji uzmanına yönlendirildik. Şansıma dünya tatlısı bir doktorla tanıştım, cidden çok ilgilendi. Testler, çeşitli ölçümler yapıldı, beslenme alışkanlığımın üzerinden geçildi. 27 haftalık hamileydim ve 5 kilo almıştım, aslında gayet iyiydi ama artık beslenme düzenim değişecekti.
Hamileliğin başından beri çok tatlı tüketen bir gebe olmamıştım zaten ama mesela patates dediğin an akan sular duruyordu benim için. Böyle garip beslenme alışkanlıklarım vardı. Muayenehanedeki diyetisyenle saatlerce oturup bana yeni bir beslenme düzeni oluşturduk, nelere alerjim var, nelere düşkünüm, neleri tolere edebiliyorum falan filan. Bunu yazıyorum çünkü her diyet bireysel olmalı görüşüne sonuna kadar katılıyorum. Bana uyan bir diyet bir başkasına kilo da aldırabilir. Neyse uzun lafın kısası hayatımdan şekeri, tuzu ve ağır karbonhidratları çıkardım. Ekmeği ve meyveyi sayarak tükettim ama et, süt, sebze vs.'de ciddi kısıtlamalara gidilmedi. Doymadığın zaman biraz daha tüketebilirsin bu gıdaları dediler ama zaten verdiği porsiyonlar yeterince büyüktü ve hep yetti de arttı diyebilirim. 3 hafta sonra ilk kontrolde 3 kilo verdiğimi fark ettik ama çok şükür bu kilolar benim mevcut kilolarımdan gitti, bebek kendi gelişimine devam etti. Mümkün olduğunca her yemekten sonra kısacık da olsa yürümeye çalıştım. İnanın faydasını da gördüm.
Şu an 35. haftadayım, tabi ki üzerine 1,5 kilo aldım ama evde yaptığım şeker ölçümleri nispeten daha normal çıkıyor. Dikkat etmediğim an yükseliyor ki insan bu noktada kendisini değil bebeğini düşünüyor, aman tatlı yemeyeyim, aman yoğurdumu eksik etmeyeyim dengelesin filan diye. İnşallah doğumu da sorunsuz atlatırız ve bebeğimiz sağlıkla doğar.
Hamilelik şekerini ilk öğrendiğimde çok telaşlanmış, ne yapacağımı bilememiştim, umarım bu yazdıklarım birilerine faydalı olur.
not: görsel kaynak

23 Mart 2013 Cumartesi

hamilelik günlüğü 2

Aslında daha sık yazmak gerek ama bu aralar sanki her şey hep aynı.

33. haftaya girdik, artık geri sayım başladı. Miniğim daha hareketli, ben daha yavaşım. Zor da olsa bebek odası takımı beğendik, Nisan başı gibi gelecek. O zamana kadar kıyafetlerin yıkanıp ütülenmesini erteledim. Bekliyorum. Tabi daha doğum çantasını da hazırlamadım, o liste senin bu liste benim eksikleri toparlıyorum.

Arada bir sürpriz yapıp gül cemalini gösteriyor küçük hanım, işte o zaman hem içim içime sığmıyor hem de keşke anneciğim de görebilseydi torununu diye hüzünlere de boğuluyorum. Hepsi geçecek biliyorum. Hormonlarım normal değil şu aralar.

Bebek şekeri de beğendim, büyük ihtimalle keçeden baykuşlar olacak ama çabuk karar değiştirebiliyorum. Bakalım, yanına da bebek çikolatası yaptırdık mı üstümden bir yük daha kalkacak.

Ruhi Mücerret çıktı, Murat Menteş'e karışık duygular besliyorum, öyle zengin bir hayal gücü bazı insanlara dünyanın en güzel saçmalamalarını da yazdırabiliyor. Her cümlede duruyorum, kitabın ortasında bunun altından kesin bir şeyler çıkacak diye geveliyorum.

Mart ayı da böyle geçip gidiyor.
P.s. Görseli çok önce kaydetmişim, kaynak bulamadım :(

7 Şubat 2013 Perşembe

hamilelik günlüğü

Ben cidden hamileliği çok sevdim, miniğim karnımda pıt pıt oynadıkça mest oluyorum. Şimdilik dışarıdan pek hissedilmiyor ( ya da eşim çok algılayamıyor) ama özellikle gündüz 10-11 arası ve akşam 9-10 arası bildiğin içeride kıyametleri koparıyor, her bebek rutiniyle gelirmiş ya, bizimki de bu saatlerde uyanık olacak sanırım.
Onun dışında eksikleri alıyoruz yavaş yavaş, kıyafetleri neredeyse tamam, kremiydi, beziydi kampanyaları yakaladıkça stokluyoruz. Bazı eşyalar kuzeninden gelecek, onların da yanına tik koyuyorum, geriye kaldı odası ve arabası, daha 27 haftalık olduk, son aya doğru alalım diye bekliyoruz. Belki ben doğum iznine çıkıp evle daha çok ilgilenebilecek duruma gelince yaparız.

Onun dışında arada alien gibi hissediyorum, çok kilo almasam da karnım kocaman oldu, artık dışarıdan da "aa, hamile misiniz? cinsiyeti ne?" gibi tepkiler gelmeye başladı.

Gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) çıktığı için sıkı bir diyete başladım, bazı yiyecekler kesinlikle yasak ama onlar dışında listemde her şeyin yanında "doymazsan eğer biraz daha yiyebilirsin" notu var.

Hamileliğin tek sevmediğim yanı zaten ağır olan uykumu biraz daha da ağırlaştırması, uykuya doyamıyorum, elime her kitap alışımda 3-5 sayfa sonunda sızıyorum. Geçen gün uyumayayım diye masada okumaya başladım, orada da uyuma kapasitem varmış, anladım.

Eskisi gibi okuyamıyorum ama yine de not alalım buraya

Ocak 2013 kitapları

  • Sisters brothers
  • Limoni ölüm
  • Türkan Şoray- Sinemam ve ben
  • I've got your number (evet, chick lit ve evet, utanıyorum)

Şubat 2013 (ilk 7 gün)
  • Yedinci Gün
  • Gölge Hırsızı
Sağlıkla gel kızım...




12 Ocak 2013 Cumartesi

Murakami...


Murakami bugün 64 yaşına girmiş...
Ben onu ilk kez 9 sene önce okudum, tesadüfler eseri beraberinde pek çok şey getirdi, o yüzden Murakami benim için çok özel.
Arada bir saçmalasa da her zaman benim en sevdiğim yazar olarak kalacak, sırf hatıraların hatrına.
İyi ki doğdun Haruki Murakami...

31 Aralık 2012 Pazartesi

ikibinoniki


2012 ilginç bir sene oldu bizim için. Kişisel notlarımda çok büyük mutluluklar getirirken ülke gündemine baktığımda hep tüylerim diken diken, bol bol çemkiren bir insan olmuşum.
Genele vurduğumda bu sene hayatla kavga etmeyi bıraktığımı anladım, daha da fazla huzur verdi bu bana. Evle kavga etmeyi bıraktım mesela ve ilginç bir şekilde ev kendi düzenini buldu, eskiden sağlamaya çalıştığım düzen rayına girdi.
Kafam rahat olunca izlediklerimden, okuduklarımdan daha fazla keyif almaya başladım. Sevgilime, aileme, arkadaşlarıma daha fazla zaman ayırmaya çalıştım, ne kadar becerebildim bilmiyorum ama kaliteli zaman geçirmeye çalıştım.
Fırsat buldukça fotoğraf çektim, muhteşem fotoğraflar denilemez ama bir noktadan sonra özellikle dış çekimlerde ışığı daha iyi kullanabildiğimi fark ettim.
İnternet başında geçirdiğim zamanı azalttım, diyet yapmayı reddettim bir müddet sonra, gönül rahatlığıyla yedim içtim, hepsinden keyif aldım.
Güzel diziler izledim, yine sardım tabi bir oturuşta 4-5 bölüm izledim.
Bu sene daha az not tutmuşum, onu fark ettim. Hala deli gibi defter alıyorum ama içleri daha boş.
Bu senenin son aylarını hep bebek heyecanıyla geçirdik, heyecanla anlattım kızımı hep (ki daha doğmadı bile). Yeni yıldan en büyük dileğim bebeğimizin sağlıklı olması, sağlıkla kucağımıza alabilmek.
Alışveriş aşkı boyut değiştirdi, en büyük ilgi alanım bebek kıyafetleri, emzikler, biberonlar, burun aspiratörleri filan. Durmadan araştırıyorum.

2013 de hepimiz için sağlıklı, mutlu, huzurlu, sevdiklerimizin yanında geçirebileceğimiz güzel bir yıl olsun...

9 Aralık 2012 Pazar

yağmur

Ben çocukluğumdan beri yağmuru güneşe tercih edenlerden olmuşumdur, bugün sabah 6'da uyandığımda yağıyordu, hala durmadı. Elimde bir fincan çay/kahve, balkona çıkıp çıkıp seyrediyorum. Sonra bir arkadaşım aşağıdaki resmi gönderiyor bana. bayılıyorum.
Sözün kaynağını araştırdım, Roger Miller, Bob Dylan, Bob Marley diyenler var ama kesin olarak kimin söylediği belli değil ya da ben bulamadım. her kim söylemişse kesin yağmur sevenlerden :)

kahvaltı

Pazar günleri günün en güzel öğünü kesinlikle kahvaltı.
Hele bir de sevgiliyle haftada bir gün kahvaltı yapılıyorsa daha da lezzetli oluyor.

3 Aralık 2012 Pazartesi

kısa kısa

Aylarca yazmayıp sonra çenemin düşmesi çok fena. Ufacık şeylere çok mutlu oluyorum yine. Komşumuza laf arasında acılı ekşili yiyecekleri (özellikle kısır) çok canım çekiyor demiştim, yarım saat sonra koca bir tabak kısır ve koca bir tabak ev turşusu gönderdi. Nasıl lezzetliydi anlatamam. Hala iyi insanlar var, iyi ki de var. (Annem duysa kızar komşudan alenen kısır mı istedin diye, orası ayrı ama cidden amaç o değildi:) Bir haftadır zorunlu istirahatteydim, bugün çok sıkıldım kendimi Karşıyaka çarşıya attım resmen. Amaç: bir iki parça bluz almak. Sonuç: bebeğe iki tane çilek benzeri body, bir tane pantolon ve mama önlüğü; kocaya bir kazak, iki pantolon kendime ise sadece atlet. Hamile kıyafeti satan daha fazla yer olsa Lcw'ye 10 yıl girmesem hiç aramam yemin ederim ama hem kıyafet bulmak zor hem de gereksiz bir pahalılık, sanırsın her hamile York düşesi, 200 liralık elbiselerden daha ucuzunu giymeye tenezzül bile etmez. Neyse, kıyafet bulamadan geri döndüm ama kızımın ilk kıyafetlerini de almış bulundum. Sınav haftası başladı, Anadolu lisesi tayinleri açıldı, telefon trafiği yoğunlaştı. Renkli kalemlerimle tıpış tıpış ajandayı doldurmaya başladım. Yarın 10 günden sonra ilk kez işe gideceğim ve her daim açım. Kısa kısa bu kadar bu aralar.

30 Kasım 2012 Cuma

kısa kısa sanal kitap fuarı

Artık eskisi gibi okuyamıyorum diye bu sene Idefix'in sanal kitap fuarına burun kıvırmıştım ama Gizem alacağın kitap varsa beraber alalım deyince "Emrah Serbes'in yeni kitabı çıkmıştı di mi?, en iyi elli kitaba da bakmak gerek" vb. gerekçelerle yine daldım siteye. Farkında olmadığım şey ise hormonlarımın normal çalışmadığıydı. Önce şu ajandayı gördüm. Tipini yediğim ajandaya dakikasında aşık oldum tabi.
Ondan sonra adını duyar duymaz mutlu olduğum Kış Masalları geldi. Hamilelik ve doğumla ilgili de kitap bakmak gerek bir de hediye alayım filan derken kitap sayım beşe çıktı.
Dört günlük bir bekleyişten sonra nihayet bu sabah kargomuz Gizem'e gelmiş, günün müjdesi oldu. Fotoğraflarını çekip yolladı hemen, sayesinde fotolu kitap postu yazabildim. Eski performansıma göre şaşılacak kadar az sayıda ve farklı içerikte kitaplar bunlar, olsun. Bol kitaplı, bol gezmeli güzel bir hafta sonu olsun hepimize.

20 Kasım 2012 Salı

kısa kısa

hayatımda en az kitap okuduğum döneme girdim, her kitap elimde sürüm sürüm sürünüyor ama geçerli sebeplerim var kendimce. bir aksilik çıkmazsa mayıs başında çekirdek ailemize minik bir kız bebek geliyor :) Şimdilik bana çikolata yedirmiyor, yediğim ekşili acılı yiyeceklerin haddi hesabı yok. Hayatımda ilk kez kilo alacağım derdi olmadan hapır hupur yiyorum. Onun dışında yuvarlanmaya başlayan göbeğim, 24 saat bebekten bahsedebilme kapasitem ve bunun getirdiği sıkıcılığımın yanı sıra hiç doyamadığım uykularım var.
bebek dışında okul devam ediyor, uyumaktan sosyalleşememe problemi var inceden, kimin önerisiyle başladığımı hatırlayamadığım Castle ve The Lost Room var. İzlediklerim okuduklarımdan fazla mı acaba bu aralar?

6 Kasım 2012 Salı

kendime depresif not

bazen çok içim sıkılıyor. bugün de öyle günlerden biri. buraya da not düşelim olsun bitsin.

3 Eylül 2012 Pazartesi

once upon a time...

Yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim aslında, uzun süredir izleyeyim dediğim halde hep ertelediğim dizilerden biriydi "once upon a time". Masalların dizi hali derseniz insanın eli gitmiyor işte ama izlediğim zaman bayıldım. Kurgu fena değil, bazı oyunculuklar orta halli olsa da ortalama genel olarak çok iyi. Mekan/atmosfer/dekor vs çok başarılı. Bundan sonrası çok ciddi spoiler içerecek, benden söylemesi :)
Hikaye bildiğimiz "Pamuk Prenses" hikayesiyle başlıyor ve her bölümde masallar çeşitlilik gösterse de Pamuk Prenses ve ekürisi baki kalıyor. hikaye masal diyarı ve bizim dünyamız olmak üzereiki farklı evrende geçtiği için karakterlerin hem modern hem de masaldaki halini görebiliyoruz yalnız haklarını yememek gerek, geçişler cidden başarılı olmuş. Karakterlere gelirsek;
En baba karakter Rumpelstiltskin nam-ı diğer Mr. Gold'du. o ne katmanlı bir kişiliktir kardeşim, kötülüğün içinden iyilik, iyiliğin içinden kötülük çıkıyor, tam körolasıca herif derken onun için oturup ağlıyorsun filan. Karakteri canlandıran oyuncu (Robert Carlyle) cidden alkışı hak ediyor, anti kahraman olmasına rağmen dizide en sevdiğim karakter oldu. Bu arada bazı halleri cidden Gollum'u anımsatıyor, yoksa bana mı öyle geldi?
İşte, yukarıdaki hatun da Snow White, karakterlerin çarpıtılmışı belki. Masala göre yağan kar yüzünden bembeyaz cildi, kömür gibi gözleri ve annesinin eline iğne batması sonucu akan kan gibi kırmızı yanaklı hatun. Masalda masumiyet, temizlik, duruluk gibi bütün güzel meziyetler yüklenmiş genç kızımız burada yeri geldiğinde hırsızlık yapan, yeri geldiğinde eline kılıcı alıp savaşan bir hatun olmuş, yine iyi niyetli lakin o kadar saf değil. Gerçek hayattaki halinde ise mulis bir sınıf öğretmeni olmuş, şaşırtıcı.
veeee
olmazsa olmazımız kötü kalpli kraliçe, meğer ne kadar farklıymış hikayenin ötesindekiler. Hikaye bilinenin dışında gelişse de yine de kötülük, hasetlikten geri durmuyor, o veya bu şekilde kendisi de meşhur aynası da hikayede.
Diziyi ve hikayeyi başlatan karakterler Emma ve Henry. Emma Pamuk Prenses ve Prensin kızı, kraliçenin hiddetinden dolayı bu dünyaya gönderilmiş, Henry ise onun oğlu, evlatlık vermiş ama çocuk onu buluyor bir şekilde ve masal diyarının üzerindeki lanetin kalkması için Storybrook'a getiriyor. Emma karakterini oynayan kızı hala sevmiyorum orası ayrı ama o velet yok mu, Henry, dizideki en aklı başındaki karakter, bu rol için başka çocuk olmazdı sanki.
Prince charming, nam-ı diğer Beyaz atlı prens, masalda çok yakışıklı ama gerçek hayatta ona verilen rolden dolayı biraz kaypak bir adam. Ana karakterler dışında pek çok karakter var aslında. Misal Kırmızı Başlıklı Kız, Alice'teki şapkacı, Hansel&Gretel, Cindrella, Jiminy Cricket, Pinokyo ve Geppeto. Hepsi hikayenin ve gidişatın içine çok güzel yedirildiği için hiçbiri absürd durmuyor.
Dizi, Lost'un yapımcılarından diye lanse edildi ki öyleymiş, Lost'a pek çok gönderme vardı, hatta bazı geçişler, efektler inanılmaz Lost'u anımsatıyordu. Lost'tan tanıdığımız bazı oyuncular da diziye zaman zaman konuk oldular, Claire, Penny'nin babası filan. Yanlış hatırlamıyorsam çikolata markası Apollo, kapı numarası 108, Emma'nın soyadının Swan olması (Kuğu istasyonu), saatin 8:15'te takılı kalması filan hep Lost'a gönderme. Neyse sonu benzemesin diyorum ve bu bol resimli mecmua yazısını sonlandırıyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...