30 Kasım 2007 Cuma

kuşkucu somon iş başında

bir dizi talihsiz serüvenler serisinden çıktım. çalıştıkça ve insanların tanıdıkça gerçekten kötü kalpli (peh peh peh, kırmızı başlıklı kız masalından fırlamış bir kelime oldu ama olsun) ve kötü niyetli insanların olabileceğini görüyorum. başarıyı ve mutluluğu paylaşmak yerine zirvede kendi inşa ettiği haset ve yalnızlık kalesinde tek başına ama mutsuz bir şekilde oturanlar ya da sonuçlarını hesap edemeyip oturacak olanlar, lütfen hayatımdan çıkın ve o çirkin gözlerinizi çekin üstümden.
(biliyorum, okumuyorlar, okumak zaman kaybettiren bir eylem onlar için ama yine de rahatladım.)

11 Kasım 2007 Pazar

the painted veil



dün gece yorgun argın eve geldim ve uzun süredir beklettiğim dvd'lerimden belki de en az ilgimi çekeni izlemeye karar verdim, film bittiğinde ise oturup hüngür hüngür ağladım. (utanarak söylüyorum, bu aralar biraz fazla mı duygusal oldum bilmiyorum)
aldatılan adama ağladım önce, sonra sevgisizlik içinde yüzerken bulduğu ilk dala tutunan ve dalın aslında kırık ve çürük bir dal olduğunu anlayan kadına ağladım, koleradan ölenlere, ülkelerinin ellerinden alınmasına içgüdüsel bir tepki gösteren ama cehaletin en dibinde olanlara ağladım, aşkı bulmuşken koleraya yakalananlara daha da çok ağladım.
salak olmalıyım.

3 Kasım 2007 Cumartesi


bugün 3 kasım,
sonbahar....
fotoğraf çekmek için en güzel zaman, ama izmir'de kızarıp düşen, rüzgarla savrulan bir yaprak görmedim ki hiç.
it's a city of sauntering people.

istanbul'da daha bir sanatçı, daha çok okuyacak malzeme bulan, daha çok düşünen, eleştiren, yorum yapan biriydim.

istanbul'da daha çoktum.
azaldım....

it's all about reflections.

nebula and the cat's eye


I have always had this feeling that sometimes I can express myself better in english, don't wanna talk about pros and cons!!!!!!!
It was just because of the books and the age that you started to show off your inspirations.
inspire my soul...
right now,
it's getting foggy
more drowsiness ma'm,
he is quite busy.

have you seen me?

even I can't see myself clearly, how dare you ? ? ?
kendime kızdığım anlar oluyor. özellikle kendime kızacak kadar zamanım bile olmadığında daha bir kızıyorum kendime.

2 Kasım 2007 Cuma

becoming jane


işte, ne umutlarla izlediğim ama nedense ağzımda kekremsi bir tat bırakan filmlerden biri daha. çok sevdiğim country life, ya da sanat yönetmeninin tebrik edilesi çalışmaları bile kurtaramamış filmi.
  • koyu ingiliz aksanıyla konuşması gereken anne hathaway'ın üstünden başından amerikan aksanı akıyor, denemiş ama olmamış.
  • film ne pride and prejudice kadar başarılı ne de senaryosu sürükleyici.
  • jane austen'ın bütün mektupları kız kardeşi cassandra tarafından yok edildiği ve özel yaşamına dair somut bir kanıt bulunmadığı için tahminimce filmin hikayesi senaristlerin hayal gücüne bırakılmış, onlar da ortaya karışık pride and prejudice, emma, sense and sensibility vs. atmışlar.
sonuç olarak ortaya yandan çarklı mutsuz sonla biten bir romantik komedi çıkmış.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...